Vücudu toksinlerden temizliyor

Vü­cu­dun za­ten hali hazırda bulunan tok­sin at­ma me­ka­niz­ma­la­rı vardır, bunlar: Bağırsak­lar, böb­rek­ler ve ka­ra­ci­ğerdir. Karnabahar ise bu üç sistemi de kısa sürede çalıştırmaya başlıyor.

Mangalın kötü etkilerinden korur

Mangalı hepimiz severiz ancak dikkat etmek gereken bazı hususlar vardır. Hepimizin bildiği gibi, etin ateşe ya da kömüre doğrudan temas etmemesi gerekir mesela. Karnabahar da mangal yapmayı çok seven ve sık sık yapanların tüketmesi gereken bir sebze, çünkü içinde yüksek miktarda bulunan bit­ki­sel lif­ler, özel­lik­le man­gal­da piş­miş et gi­bi uzun va­de­de kan­ser olu­şu­mu­na ze­min ha­zır­la­ya­bi­le­cek yi­ye­cek­ler­le bir­lik­te alın­dı­ğın­da etin bu et­ki­si­ni azal­tıyor.

Kabızlığı yok eder


İçindeki lifler sayesinde karnabahar tüketildiğinde, dolaşım sistemini harekete geçirerek kabızlığı önler.

İdrar yolları enfeksiyonunun iyileşmesine yardımcı olur

Karnabahar enfeksiyonlara karşı etkin ve antibakteriyel birçok aktif madde içermektedir. Özellikle idrar yolları enfeksiyonlarında bilinen en etkili sebzedir.

Alzheimer’a yakalanma ihtimalini düşürür

Karnabaharın içerdiği thiamin, alzheimer hastalığına karşı koruyucu özelliği olan bir maddedir. Uzmanlar bu nedenle beyni de güçlendirdiğini söyleyerek tüketilmesinin önemini vurguluyor.

Migren ağrılarını bitirir

İçerdiği etkin maddelerden biri de antimigraine’dir. Bu özelliği sayesinde uzun süreli tüketildiğinde migrene karşı savaşma özelliği de bulunuyor.

Mide ülseriyle savaşır

Karnabaharın içerdiği threonine ve quercitrin ülsere karşı etkin bir madde olması nedeniyle özellikle bu konuda problemi olanların rahatlıkla tüketebileceği bir sebze olarak vurgulanıyor.

E vitamini deposudur

Özellikle yapraklarında bulunan E vitaminlerini vücudumuza kazandırmak için, haşlarken ya da yemeğini yaparken 4-5 adet yaprağını kullanabilirsiniz.

Kış aylarında hastalıklardan korur

Karnabahardaki selenyum bağışıklık sistemini korumaya yardımcı olur. Özellikle kış aylarında ana yemeklerde bol bol tüketebilirsiniz.

Ağrı kesicidir

İçeriğindeki K vitamini ve omega-3 yağ asitleri sayesinde kronik ağrılara ve hatta romatizmaya iyi geliyor.









Gençleştirici DHEA hormonunun içerdiği etkili maddeleri avokadoda bulabilirsiniz. Alın bölgeniz için, 2 hafta boyunca her akşam limon suyu ile avokado tüketin. Çünkü limon suyunda bulunan C vitamini, avokadoda bulunan maddelerin etkisini artırır. 4 gün içerisinde etkisini göstermeye başlar.

Ağız çevresine soya
Yüzünüzde burun çevresinde başlayıp, ağız bölgesinde biten bir çizginin oluşmasını istemiyorsanız, doğal maddeler ve masajla kolayca önleminizi alabilirsiniz. Bunun için, bolca soya ürünü tüketin. Çünkü bu ürünler, flavonoit olarak adlandırılan hücre koruyucu maddeler içerirler. Bu maddeler aynı zamanda bazı bakım kremlerinde de bulunuyor. Flavonoit içeren kremleri problemli bölgelerin üzerine sürüp, 5 dakika kadar parmak uçlarınızla dairesel hareketlerle masaj yapın. Her gün kullandığınız takdirde, 2 hafta içerisinde etkili bir sonuç almanız mümkün olacak.

Üst dudağa zetinyağı
Üst dudak çevresi çoğu zaman ihmal edilir. Oysa bu bölge hızla nem kaybına uğrar. Bu durumda en büyük yardımcınız zeytin. Üst dudağınıza birkaç damla zeytinyağı sürüp, parmak uçlarınızla hafifçe üzerine vurun. Bu hareket kan dolaşımını hızlandırır. Yağ ise cildi yumuşatır.

Malzemeler ve hazırlanışı
100 gr defne yaprağına bir miktar su ilave edin ve kaynatın. Ateşten inince biraz demlensin. Soğuyunca bu su ile yüz ve boynunuz silin. Ardından nemlendirici sürün. Bitkisel yağlardan yapılmış bakım yağı olursa daha doğrusu olur.
Düzenli kullanımda 1 ay sonra yumuşak ve daha hoş görünümlü bir deriye sahip olduğunuzu göreceksiniz. (Oğul otu, fesleğen ve defne yaprağı gibi kokulu bitkileri kaynatmak yerine demlediğiniz zaman, güzellik maskelerinizde doğru sonuç alırsınız.

Zamanla sarkan, strese, hava kirliliğine yenik düşen cildin ilacı kozmetiklerde değil bitkilerde gizli. Özellikle yüzümüz kıyafetlerin arkasına saklanamadığından vücudun diğer bölgelerinden daha çok etkilenir dış faktörlerden. Bugün kendiniz için bir iyilik yapın ve güvendiğiniz bir aktarın yolunu tutun. Bol bol defne yaprağı satın alın…
Sağlık dolu, parlak bir görünüm oluşturmak için defneden yardım alın. Aynı zamanda ipeksi saçlar için de size bir doğal bir malzeme... Koyu yeşil rengiyle cilde enerji, canlılık veren defne yaz kış yaprağı dökülmeyen bir şifalı ağaç. Yeni maskelerinizde onun yapraklarını ve yağını da kullanın.





Tırnak Kırılmalarını Engellemenin Yolları

Tırnak Kırılmalarını Engellemenin Yolları
Kadınların en sık karşılaştığı sorunlardan bir tanesi de sebepsiz yere kırılan ve ellerimizde kötü, pasaklı ve özensiz bir görünüme neden olan tırnaklardır. Bu kırılmaların sebebi gün içinde yaptığımız şeylerdir. Tırnaklarımız yalnızca evişleri yüzünden değil, işyerinde yaptıklarımız sebebiyle de kırılabilir. Eğer siz de tırnak kırılmasından şikayetçiyseniz, bu yazı tam size göre! Bugün, tırnak kırılmalarının önüne geçme yollarından bahsedeceğiz.



Tırnaklarım Neden Kırılıyor?
Tırnak kırılmasına yol açabilecek bir çok sebep vardır. En sık görülen sebep ise kolayca kırılabilen, uzamayan tırnaklardır. Bu gibi tırnaklar katman katman soyulur ve en ufak bir darbede ya da dikkatsizlikte kırılır.

Hassas tırnaklar, ne yaparsak yapalım hemen kırılır ve her daim aşınmış bir yüzeye sahiptir. Bulaşıkları yıkarken, bilgisayarda yazı yazarken veya haftasonu evde hiç bir şey yapmazken bile kırılabilirler. Tırnaklarımızın kolayca kırılmasının günlük hayatta yaptıklarımızdan çok aşağıdakilerle ilgili vardır:

Beslenme: Yeterince A ve B vitamini tüketmiyorsanız, bir de çinko, protein, demir ve kalsiyum alım miktarınız olması gerekenin altındaysa tırnaklarınız bakımsız ve sarımtırak görünecektir.
Kalsiyum Eksikliği: Ya vücudunuzun gerek duyduğu kadar kalsiyum almıyorsunuz ya da kalsiyum tutumunu önleyen bir rahatsızlığınız var.
Hastalıklar: Kırılgan tırmaklarla en çok ilişkilendirilen rahatsızlıklar, anemi, hiper ya da hipotiroid, yavaş kan dolaşımı ve romatizmadır.
tırnak2

Genel Anlamda Sağlıksız Bir Vücut: Vücudunuz sağlıksız ve bağışıklık sisteminiz de kuvvetli değilse tırnaklarınız her zaman olduğundan daha fazla kırılacaktır.
Dış Sebepler:  Kimyasallara mağruz kalmak (beyazlatıcı, deterjan, dezenfektan vb.) ve suyla fazla temas (bulaşık yıkamak, çocukları yıkamak, sebzeleri yıkamak vb.) da tırnakların kırılmasına sebep olabilir.
Farkında olmadan tırnaklarınızın kırılmasına sebep olan bazı “düşmanlar” vardır. Bunlar, hem kırılmalara hem de tırnaklarınızın sağlıksız görünmesine sebep olabilirler. Bu düşmanlar aşağıdaki gibidir;

Yaşlanma
Deri İltihabı
Genetik Yatkınlık
Aşırı Sıcak ya da Soğuğa Maruz Kalmak
Tırnaklarınızı Isırmak (Onikofaji)
UVB Işını
Aşırı Manikür (Takma Tırnak, Aşırı Törpüleme vb.)
Mantar (Candida Albicans, tırnaklarınıza saldıran ve cildinizin kızarmasına, tırnaklarınızın da koparak düşmesine sebep olan mantardır.)
Tırnak Kırılmalarını Önlemek İçin Neler Yapabilirim?
Bu problemi yaşamak istemiyorsanız ya da tırnak kırılmasına karşı genetik bir yatkınlığınız varsa aşağıdakileri unutmamaya özen gösterin:

Bulaşıkları eldivenle ya da günde yalnızca bir kez yıkayın: Bulaşık deterjanları ve sıcak su hem el hem de tırnaklarınız için oldukça zararlıdır. Önce kimyasal madde ardından da sıcak su tırnaklarınızı zayıflatır ve sorunlara açık hale getirir. Bulaşık yıkamadan önce büyük bir kaba deterjan ve suyu koyup, bulaşıklarınızı bir süre bu kabn içinde bekletebilirsiniz. Bu sayede hem bulaşıklarınız daha kolay temizlenmiş, hem de elleriniz daha az zarar görmüş olur. Bunun yanı sıra lateks eldiven giymeyi de ihmal etmemelisiniz. Eldivenin içine pamuk yerleştirebilir, bu sayede terlemeyi önleyebilirsiniz.
oje



Daha fazla protein tüketin: Tırnaklarımız ve saçlarımız proteinden oluşmaktadır. Eğer tırnak ya da saçlarınızda bir problem varsa bu, protein eksikliğinden kaynaklanıyor demektir. Bunu önlemek için et, lifli sebzeler ve soya tüketmelisiniz. Bu maddeler protein açısından zengindir.
Yağ asidi tüketin: Yağ asitleri tırnaklarımız ve genel anlamda sağlığımız için çok önemlidir. Yağ asidi, yumurta, tam yağlı süt, ceviz, sebze, yağ ve ketenyağında bulunur.
Kırılan tırnaklarınızı anında onarın: Tırnaklarınız kırıldıysa yapabileceğiniz en güzel şey, tırnaklarınızı sağlıklı bölüme kadar mümkün olduğunca kesmektir. Bunun yanında kırılma anında onarım yapmanız da önemlidir. Bu sayede kırılmaya devam etmeyecektir. Kırılan tırnağınızı törpüleyebilir ya da bir bandajla sarabilirsiniz. Şayet kırılan tırnağınızı “kurtarmak” istiyorsanız, bazı kadınların yaptığı gibi ufak bir miktar yapıştırıcıyı, poşet çayın poşet kısmından alacağınız küçük bir parçanın üzerine dökebilir ve tırnağın kırılan kısmına yapıştırabilirsiniz. Bu işlemden sonra tırnağınıza cila sürmeniz gerekmektedir.
oje2

Manikürünüze dikkat edin: Ojeniz çıkmaya başladığında tırnağınızdan kazımayın çünkü bu hareket tırnağın üst katmanını inceltecek ve güçsüzleştirecektir. Aseton kullanımınızı asgari düzeye indirin ve haftada en fazla bir kez kullanmaya özen gösterin. Fazla aseton kullanımı tırnaklarınızı kurutacaktır. Tırnak güçlendirici ya da takma tırnak kullanmamaya özen gösterin. Bu gibi ürünler altta yatan problemleri “gizlerler” ve bu ürünleri kullanmayı bıraktığınız an eski sorunlarla ya da daha kötüsü ilerlemiş problemlerle karşılaşırsınız.
Tırnaklarınızı birer araç olarak kullanmayın: Tırnaklarınız kutu açıcı ya da yapışkan sökücü değil. Bu gibi şeylerde tırnaklarınızı kullanmak, onlara zarar verip güçsüzleştirecek ve kolayca kırılmalarına sebep olacaktır.
Gereğinden fazla suda bırakmayın: Tırnaklarınızı haftada bir kez suya sokabilirsiniz fakat bunu haftanın her günü birer saatliğine yapmayın. Tatile gittiğinizde tırnaklarınıza fazladan özen göstermelisiniz çünkü havuz suyu tırnaklarınıza zarar verir. Klor ne tırnaklarınıza ne de cildinize faydalıdır.
oje3

Her hafta düzenli bir şekilde bakım yapın: Tırnaklarınıza bakım yapmak için ellerinizi zeytinyağı ve tuzla ovalayın ve ölü derilerden kurtulun. Ardından ojenizi çıkarın ve hem düzgün hem de sağlıklı olmaları için törpüleyin. Ellerinizi bir kaç dakika ılık suyla yıkayın. Daha sonra nemlendirici krem sürün ve ellerinize masaj yapın. Yapabileceğiniz bir diğer şey ise, ellerinizi kısa bir süreliğine havluya sarmaktır.
Ev yapımı ürünler kullanın: En popüler ürün limon suyu ve şeker karışımıdır; elma sirkesi ve ılık su; hintyağı, bal ve buğday tohumu yağı; karbonat ve su; papaya, yumurtanın akı ve badem yağı; dereotu ve su vb. karışımlar evde yapıp tırnaklarınıza uygulayabileceğiniz karışımlardandır. Bütün karışımlarda, elde ettiğiniz karışımı önce tırnağınıza uygulayın ve ardından birkaç dakika bekleyin. Daha sonra ılık su ile durulayın.
Yüksek kan basıncı yani hipertansiyon çok ciddi bir sağlık sorunudur ve insan ırkının en tehlikeli rahatsızlıklarından birisidir. Arteriyal kan basıncının sürekli artması çok ciddi sorunlar yaratabilir, hatta ölüme bile neden olabilir. Bu yazımızda sizlerle, kan basıncınızı kolayca nasıl düşürebileceğinize dair 5 doğal yöntem paylaşacağız.


Bu hastalığın özelliklerinden birisi de genelde bir belirtisinin olmamasıdır; ancak tedavisi çok kolaydır. Yine de olabilecek belirtiler arasında, çarpıntı, baş ağrısı, terleme, ani nabız değişikliği, baş dönmesi, gerginlik, yorgunluk, kulak çınlaması ve yüz kızarması bulunmaktadır.

1- Sarımsak

Uzmanlar yüksek tansiyonla baş etmek için sarımsak tüketilmesini öneriyorlar. Sarımsak damarların genişlemesini sağlayıp, pıhtı oluşumunu önlüyor. Sarımsağın bu özelliğinden faydalanmak için, beslenme düzeninize günde bir diş sarımsak eklemeniz yeterli olacaktır.

2- Bitter Çikolata
kan-basinci3

Almanya Cologne Üniversitesi’nde yapılan araştırmalara göre, bitter çikolata yemek tansiyon için yararlı. Belki de bunun nedeni, çikolatanın kalp sağlığı için çok önemli olan flavonoidleri içermesidir. Yine de uzmanlar sütlü çikolata yerine ufak porsiyonlarda bitter çikolata yememizi öneriyorlar.

3- Maydanoz ve limon
kan-basinci4


 
Kabuğu da dahil bütün bir limon ve maydanoz ile yapacağınız bir içecek karışımının, idrar söktürücü etkisi çok önemlidir. Vücut, tansiyonun yükselmesine neden olan maddeleri idrar ile dışarı atabilir. Bu nedenle, sabahları kahvaltıdan önce limon ve maydanoz suyu içmenizi öneriyoruz. Eğer isterseniz  bir bardak ılık suyun içine bir limonun suyunu sıkıp onu da kahvaltıdan önce içebilirsiniz.

4- Yulaf ezmesi
kan-basinci5

Yüksek kan basıncı veya hipertansiyonla savaşmada bize yardımcı olabilecek bir başka doğal ürün de yulaf ezmesi. Yulaf ezmesi, kötü kolesterol seviyesini ciddi miktarda azaltan çözülebilir lifler içerir. Bildiğimiz üzere, bu tür kolesterol tansiyon yükselmesinde önemli bir rol oynuyor. En çok önerilen yulaf ezmesi tüketme yöntemi, kahvaltıda bir kase yemek. Bu şekilde bir taşla iki kuş vurmuş olursunuz.

5- Lavanta, Mercanköşk ve Jojoba
kan-basinci6

10’ar damla lavanta ve mercanköşk yağını 20 ml jojoba yağı ile karıştırın. Dairesel hareketlerle yavaşça göğsünüze sürün. Gece uygulanması daha iyidir.

Son olarak, yüksek tansiyonu önlemek için dikkate alınması gereken başka önemli öneriler de var. Tuz tüketiminizi azaltın, potasyum, magnezyum ve kalsiyum açısından zengin meyve ve sebze yiyin, stresten kaçının, dinlendirici egzersizler yapın ve son olarak her şeyden önemlisi tansiyonunuzu düzenli olarak ölçüp almanız gereken ilaçlar varsa alın.

C vitamini: Cildi destekleyen ve sıkılık kazandıran kolajen dokunun üretilmesinde önemli rol oynar. C vitamini içeren krem veya serumlar cilde uygulandığında deriye rengini veren melanosit hücrelerinin aktivitesinin düzenlendiği görülür. C vitamini ürün ambalajlarında ascorbic acid, magnesium ascorbyl phosphate veya ascorbyl palmitate adlarıyla listelenebilir. Limon veya portakal özütü bulunan ekstrelerde cilt açıcı içerik olarak kullanılır. 

Kojik asit (Kojic acid): İsmi sizi korkutmasın, bildiğimiz kimyasal ve yakıcı asitlerden değil. Japonya ve Uzakdoğu Asya ülkelerinde uzun süredir kimyasal beyazlatıcı 'hydroquini'ye alternatif olarak kullanılan kojik asit, Asya’da yetişen Reishi mantarından elde ediliyor. Beyaz kristalimsi yapıdaki kojik asit deride kahverengi pigmentlerin (melanin) yapılmasından sorumlu tirozsinaz proteinin fonksiyonunu yavaşlatarak, cildin koyulaşmasının önüne geçiyor. Ek olarak antioksidan özelliği bulunan kojik asit, cilt açıcı ürünlerde doğal türevli içerik olarak tercih ediliyor. 

B3 vitamini (Niacinamide): Derinin fazla renk pigment üretimini kontrol altında alan etkili bir cilt beyazlatıcıdır. Derideki kolajen üretimini destekleyerek ince çizgi ve kırışıklıkların oluşumunu da engeller. Cildin nem tutmasını da artıran B3 vitamini, derinin yumuşak ve pürüzsüz bir görünüm kazanmasını sağlar. Anti-aging, nemlendirici ve cilt aydınlatıcı özelliğiyle B3 vitamini, cilt beyazlatıcı içeriklerde en çok kullanılan maddelerden. 

Meyan kökü özütü: Her ne kadar antik çağlardan beri meyan kökü sağlık için kullanılsa da 1990 yılların başında Japon bilim adamları meyan kökünün içinde bulunan glabridin adlı maddenin UVA ve UVB güneş ışınlarını emebildiğini ve etkili bir cilt beyazlatıcı içerik olarak kullanılabileceğini kanıtladılar. Cilt bakım ürünlerine eklenen meyan kökünün, derideki koyu lekelere karşı savaştığı, cildi sakinleştirdiği ve kırmızılığı azalttığı görüldü. Ürün ambalajlarındaki içerik listesinde meyan kökü liquorice extract veya glycyrrhiza glabra olarak listeleniyor. 

Beyaz dut özütü: Meyan kökü özütü gibi deride kahverengi pigmentlerin (melanin) üretimini tetikleyen tirosinaz enziminin fonksiyonunu engeller ve koyu lekelerin oluşumunun önüne geçer. Cilt açıcı ürünlerin içeriğinde beyaz dut özütünü mulberry (morus alba) olarak görebilirsiniz. 

Ayı üzümü özütü: Ayı üzümü bitkisinin yapraklarından elde edilen özüt içindeki alfa-arbutin maddesi çilleri, koyu lekeleri ve deri renk farklılıklarını giderir. Bir ay boyunca yapılan bir araştırmada, alfa-arbutin içeren cilt beyazlatıcı ürünleri kullanan 80 kadının cilt renginde belirgin şekilde açılma gözlenmiştir. Özellikle cilt rengini açan ürünlerde kullanılan bu özütü, içerik listesinde bearberry (uva ursi) olarak görebilirsiniz. 

Cilt beyazlatıcı ürünlerde kullanılan bu doğal ve doğal türevli maddeler tek başına kullanıldığında veya evde kendi yaptığımız maskelerle etkili olmuyor. En etkili sonucu almak için cilt beyazlatıcı, aydınlatıcı krem veya serumları uzun süre, düzenli olarak kullanmak gerekiyor. Açılan cilt renginizi korumak için her gün mutlaka güneş kremi kullanmalısınız.
Fen Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhami Gülçin, kivi Türkiyede yaygın üretim alanına sahip olduğu için kimyasal özellikleri, gıda değeri ve antioksidan özelliklerinin belirlenmesi için bilimsel bir çalışma yaptıklarını belirterek, şunlar

Çalışmamız çok ses getirdi. Food Research İnternational dergisinde yayımlandı ve çok atıf aldı. Bu çalışmada elde ettiğimiz bulgulara bakınca, kivinin özellikle C vitamini açısından çok zengin olduğu gözlendi. Antioksidan, radikal giderme, indirgeme kapasitesi gibi çok önemli özelliklerin de kivide olduğunu gözlemledik.

C vitamini bakımından zengin olan kivinin özellikle grip, nezle ve soğuk algınlığında sık kullanılmasını öneren Gülçin, kivinin herhangi bir yan etkisinin olmadığına dikkati çekerek, meyvenin faydalarını şöyle sıraladı:

Kivinin çok fazla faydası var. Ama en bariz faydaları kivi kanser türlerinin geciktirilmesi ve yakalanma riskinin azaltılması açısından oldukça faydalı bir meyve. Antioksidan özelliğiyle kansere karşı koruyucu etkisi var. Kivinin yapısında bulunan lif oranı kabızlığı önlüyor. Tansiyon ve kolesterol düşürücü etkileri olduğu mevcut. Grip, nezle, hatta astım hastalığına faydalı. Özellik gribal enfeksiyonların sık görüldüğü günümüzde bol miktarda kullanılabilir.(Rotahaber)

Doğa mucizesi olan bazı bitkileri o kadar yanlış kullanmaya başladık ki "bitkisel tedavi" artık tedavi olmaktan çıktı. Önüne gelen herkes, her türlü "otu, çöpü, sapı, kökü" ilaç gibi öneriyor.

Çoğunun iyi niyetle yapıldığından hiç kuşku duymadığım bu bilimsel onaydan uzak tavsiyeler bazen tehlikeli olabiliyor. Nerede, nasıl yapıldığı kaç kişi üzerinde uygulandığı bilimsel olup olmadığı belli olmayan ön görüler insanlara onaylanmış güvenli sağlık bilgileri gibi anlatılınca fayda yerine zarar veriyor.

Biz de her yıl eskiden başımıza gelen olaylardan ders almadan yeni bir veya birkaç kötü örneği yaşamak zorunda kalıyoruz. Bu bazen zayıflama tozlarıyla hayatını kaybeden Kahramanmaraşlı dondurmacı Ahmet Bey, bazen zayıflatıcı yosun kapsülleriyle genç yaşta öbür dünyaya göç eden basın camiasından bir arkadaş bazen de genç bir yavrumuz olabiliyor.

ÇAYLA, OTLA, ÇÖPLE KİLO VERİLMEZ! 

Mesela son yıllarda zayıflamak ve forma girmek amacıyla içilen bitkisel çaylar, prostatı iyileştirmek amacıyla kullanılan sebze suları böbrek iltihaplanması veya adet düzensizliklerini önlemek amacıyla kullanılan bitki karışımlarına bağlı karaciğer hastalıklarına çok sık rastlanmaya başlandı.

Karaciğer uzmanı doktor arkadaşlarımız (gastroenterologlar) infial içindeler. Söylediklerine göre bitkisel desteklerin veya ürünlerin yanlış kullanılmasına bağlı karaciğer hastalıklarında müthiş bir artış var. Bu ürünlerin içinde bulunan bazı toksik kimyasalların karaciğer hücrelerine ciddi zararlar verdiğini söylüyorlar. Özellikle zayıflama çayları olarak satılan ürünlerden çok şikáyetçiler.

DOĞAL OLAN HER ŞEY ZARARSIZ DEĞİLDİR

Doğal olan her şeyin yararlı olduğunu düşünmek yanlış bir yaklaşımdır. Doğada da birçok bitki zararlı veya zehirli kimyasallar içerebiliyor. Ayrıca düşük dozlarıyla faydalı olabilen bu bitkisel kimyasallar fazla miktarlarda ya da uzun sürelerle kullanıldıklarında zararlı olabiliyorlar. Bu nedenle bitkisel destekleri kullanırken de dikkatli olmakta onlara da ilaç muamelesi yapmakta fayda var.

Tıbbi bitkileri bile doğru kullanmak beceri istiyor. Eğer dikkat edilmezse bu doğal mucizeler bile bazen zararlı toksik maddelere dönüşebiliyor. İster ekinezya, sarıkantoron, zerdeçal, ister ginseng, deve dikeni, meyan kökü, ısırgan kullanın, bilgisizlik her zaman sorun yaratabiliyor. Bitkisel bir tedavi önerisi ya da koruyucu mucizesi ile karşılaştığınızda biraz "mütereddit" ve "ihtiyatlı" yaklaşmakta fayda var.

Vücudumuzun her bir hücresini yeterli derecede besleyebilmek için günlük alınması gereken elli kadar besin öğesi bulunmaktadır. 

Özellikle A, C ve E gibi antioksidan vitaminleri ile folik asit yönünden zengin, yağ ve tuz açısından dengeli bir diyetin yaşlanma sürecini geriye aldığı bilinmektedir.

Beslenme ve kırışıklık oluşumu arasında inanılmaz bir bağlantı olduğunu savunan Harvardlı profesör ve eczacı Nicholas Perricone’ye göre şeker, beyaz un, makarna, patates gibi kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olan basit karbonhidratlar yaşlanma sürecini de hızlandırmaktadır.

Deri elastikiyetini kaybeder 

Özellikle şeker ve şekere dönüşümü daha kolay olan besinler cilt yaşlanmasını sağlayan en büyük düşmanlardır. Kandaki şeker miktarı yükseldikçe, yaşlanma hızı da artar. Yapılan araştırmalara göre, diyabetli kişiler, kan şekeri normal düzeyde olanlardan çok daha erken ve çabuk yaşlanıyorlar. Şeker, vücuttaki insülin miktarını artırmakta bu da yağların depolanmasını hızlandırmaktadır.

Uzun yıllar karbonhidratlı ve şekerli besinleri tüketen kişilerde kolajen denilen ve derinin elastikiyetini ve de gerginliğini sağlayan maddeler olumsuz yönde etkilenir. Deri elastikiyetini kaybeder, şeker moleküllerinin kolajene bağlandığı bölgelerde kırışıklar meydana gelir. Kan şekeri yükselince, vücutta serbest radikallerin sayısı artar. Serbest radikaller vücut hücrelerinde ve dokularda hasara neden olurlar. Aynı zamanda yaşla birlikte de vücudumuzdaki serbest radikal miktarında artış yaşanır.

Beslenmenin yaşlanmaya karşı en güçlü silah olduğunu unutmayıp, bize sunulan birbirinden besleyici ve lezzetli besinlerden hiç vakit kaybetmeden tüketmeye başlamalıyız...

Cildinize besinlerle gençlik aşılamak istiyorsanız aşağıdaki tavsiyeler bir göz atın!

* Vücudun iyi kaliteli proteinlere ve doğru yağlara ihtiyacı vardır. Yüksek kaliteli protein tüketmemek, hücrelerin bozulmasına ve vücudun onarma işleminde yetersiz kalmasına yol açtığı için bu nedenle özellikle yüksek kaliteli protein içeren balık/tavuk/hindi tüketilmelidir. (yağsız kırmızı et yer almıyor önerilerde!)

* Doymuş yağlardan uzak durulmalı (margarin, tereyağı) ve doymamış yağlar (zeytinyağı, kanola, soya, mısırözü) tercih edilmelidir.

* Genç görünmek için yüksek glisemik yüklü karbonhidrat olan sofra şekeri, bal, pekmez, çikolata, mısır, makarna, pilav ve ekmek gibi yiyeceklerden uzak durulmalı onun yerine kan şekerini yavaş yükseltip insülini az uyaran kompleks karbonhidratlar tercih edilmelidir.

* Yeşil ve turuncu renkli sebzeler vücudun A vitamini seviyesini yükseltmekte, böylece cilt hücreleri güçlenip, ten daha canlı ve parlak olmaktadır.

* Somon, beyaz etli balık, kabuklu deniz ürünleri, tavuk, hindi, ıspanak, kuşkonmaz, lahana, sarımsak, brokoli, karnabahar, rezene, yulaf, tüm baklagiller, arpa, esmer buğday, zeytinyağı, yumurta, az yağlı süt, ceviz, fındık, badem, fıstık gibi sert kabuklular ile kiraz, yeşil elma, kavun, vişne, greyfurt, armut, erik, şeftali, avokado ve portakal gibi meyvelerin kırışık önleyici olduğunu belirtilmektedir.

* Soya fasulyesi ve yer elması da içerdiği bitkisel östrojen sayesinde cilde parlaklık vermekte ve cildin gerginliğini sağlamaktadır.

* Omega-3, bir diğer ismiyle ‘alfa linolenik asit’ için yağlı balıklar (somon, ton, uskumru), ceviz, badem, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, keten tohumu ve yeşil yapraklı sebzeler tercih edilmelidir.

* Besinlerin hücrelere taşınmasını, atıkların da hücrelerden dışarıya çıkışını sağladığı için her gün mutlaka 8-12 bardak su içmelidir.

* Serbest radikallere karşı önemli hücre koruyucu maddeler içerdiği için Yeşil çay tüketimi arttırılmalıdır.

* Yeterli uykuyu almak için 7-8 saat uyunmalıdır.

* Sigara ve alkolden uzak durulmalıdır.


Yediklerimiz, çevresel faktörler ve kullandığımız kozmetikler gibi pek çok faktör cildimizin yaşlanmasına neden oluyor. Antioksidan, vitaminler ve omega 3 zengini besinler tüketerek, yaşlanmayı geciktirebilir ve görünüşünüzle yıllara meydan okuyabilirsiniz. İşte, yaşlanma karşıtı besinler...

Yulaf

Kahvaltılar için vazgeçilmez bir yiyecek olan yulaf, içeriğindeki güçlü amino asitler ve E vitamini ile serbest radikallere savaş açar ve cildi güneşin zararlı etkilerinden korur. Ancak yulaf alırken doğal olmasına ve içeriğinde herhangi bir katkı maddesi olmadığından emin olmalısınız.

Greyfurt
C vitamini deposu olan greyfurt, kolajenlerin gelişmesine katkı sağlar ve cilt yaşlanmasını engeller.


Ceviz
Omega3 yağ asitleri bakımından zengin bir yemiş olan ceviz, cildi yumuşatır ve kırışıklıklarla mücadele eder.

Yarım yağlı yoğurt
Yarım yağlı yoğurt, yüksek oranda kalsiyum ve fosfor içerir. Kalsiyum ve fosfor, diş sağlığını korur ve dişlerinizin daha beyaz olmasını sağlar. Yarım yağlı yoğurtlar aynı zamanda kırışıklık ve ince çizgilerin oluşumunu da engelliyor.

Kırmızı üzüm
Kırmızı üzüm, vücutta enfeksiyon ve iltihap oluşumunu engelleyerek cildin sağlıklı görünmesine katkı sağlar. Ayrıca içeriğindeki resveratrol adlı bileşen ile cildi güneş ışınlarının zararlı etkilerine karşı korur ve yaşlanmayı geciktirir.
kadin.mynet.com/yasam/saglikli-yasam/22766-yaslanma-karsiti-5-besin.html

Yeşil Çay Göbek Yağlarını Eritirken Tarçın da kan seviyesini düzenleyerek tokluk hissi yaratıyor.Bunları içerek yağlarınızdan kurtulup tok bir diyet yapabilirsiniz.İşte haberin detyaları...


 Yediklerinize dikkat ettiğiniz halde kilo veremiyorsanız bazı gıdaları beslenme programınıza ekleyerek daha kolay kilo verebilirsiniz.

Tarçın
Yapılan çalışmalar tarçının kan şekeri seviyesini düzenlemede yardımcı olduğunu göstermiştir. Özellikle Tip 2 diyabeti olan kişilerde tarçın iştahı azaltmak için kullanılabilir. Tatlıdan vazgeçemem diyenlerdenseniz kalori eklemeden tat almak için kahve, çay, ya da yoğurdun içine karıştırın.

Yeşil çay
Bazı çalışmalar yeşil çayın karın yağı yakarak vücudu uyardığı ve kilo kaybını teşvik ettiğini göstermiştir. Yeşil cay, metabolizmayı etkileyen fitokimyasal bir yapı içerir. Kilo kaybı konusunda yeşil çaydan destek almak istiyorsanız günde birkaç fincan içmeniz gerekebilir.

Greyfurt
Sindirimi uzun süren ve bol miktarda lif içeren greyfurt yağ yakıcı özelliğe sahip olmasa da daha az kalori alarak kendinizi tok hissetmenize yardımcı olur. Yemekten önce yarım greyfurt yer ya da yarım bardak greyfurt suyu içerseniz yemek sırasında daha az yiyeceğiniz için daha az kalori almış olursunuz.

Karpuz
Su içeriği yüksek olan gıdalar bağırsaklarda daha fazla yer kaplar; bu da yemek için daha az yer bırakır. Birçok çiğ meyve ve sebze de su içeriği yüksek olduğu için midede çok yer kaplarken düşük kalori almanızı sağlar. Karpuz likopen açısından zengin bir kaynaktır ve gün için bazı A ve C vitaminleri almanıza da yardımcı olur.

Armut ve elma
Armut ve elma da lifli meyveler olduğu için su içerikleri yüksektir. Bunların suyu yerine kendisini yemek hem daha fazla lif almak hem de efor harcamak açısından daha sağlıklıdır.

Üzüm
Kalori değeri diğer meyvelere göre yüksek olan üzümü ölçülü tükettiğinizde daha uzun süre tokluk hissedersiniz. Yaş üzüm yerine kuru üzüm tüketmek ise hem kalori değerini düşürür hem de daha uzun süre tok kalmanızı sağlar.

Çiğ sebzeler
Çiğ sebze olağanüstü bir aperatiftir. Açlık hissettiğinizde cips gibi abur cuburlar yerine doğranmış kereviz, havuç gibi sağlıklı aperatifleri tercih ederseniz daha az kalori almış olursunuz.

Yumurta
Çalışmalar sabah protein yemenin daha uzun süre tok tuttuğunu göstermiştir. Simit ya da poğaça gibi besinler yerine yumurta yiyerek daha uzun süre tok kalabilirsiniz. Bir yumurtada 75 kalori vardır; ancak yüksek kalitedeki protein içeriği ve diğer hayati besin maddeleri ile birlikte çok daha sağlıklı beslenmenizi sağlar.
KAYNAK:kadinhaberleri.com

Genellikle çocuklarda ve hamile kadınlarda çokça görülen kansızlık, fazla önemsenmese de büyük sorunlara neden olan bir hastalıktır. Yorgunluk, halsizlik, iştahsızlık gibi belirtiler kansızlığın habercisi olabilir.


tabule dergisinden alınmıştır..
"The New York Times" gazetesinden

1. Salatalık, günlük ihtiyacınız olan birçok vitamini içerir. Tek bir salatalıkda Vitamin B1, Vitamin B2, Vi
tamin B3, Vitamin B5, Vitamin B6, Folik Asit, Vitamin C, Kalsiyum, Demir, Mağnezyum, Fosfor, Potasyum ve Çinko ihtiva eder.

2. Öğleden sonra yurgunluk mu hissettiniz? Kahveyi, çayı, soğuk içecekleri bir taraf bırakın ve bir Salatalık yiyin. Salatalık iyi bir B vitaminler ve Karbohidratlar kaynağıdır ve yediğinizde saatler sürecek yorgunluğunuzu kısa bir sürede ortadan kaldırır.

3. Banyo veya duştan sonra aynanızın buğulanmasından şikayetçi misiniz? Bir salatalık dilimini alıp aynayı ovun. Hem buğulanma yok olacak hem de pırıldayan bir aynaya ve nefis bir kokuya sahip olacaksınız.

4. Haşereler bahçenizi veya saksı bitkilerinizi mahvediyor mu? Bahçeniz için bir aluminyum tabağa (ya da aluminyum folyoya) hıyar dilimlerini koyup, ortada bir yere yerleştirin. Saksılarınıza ise birkaç dilimi toprağın üzerine yine aluminyum tabak veya folyo ile yerleştirin. Bütün mevsim haşerelerden kurtulacaksınız.salatalıkdaki kimyasallar aluminyum ile etkileşerek insanların algılayamadığı ama haşereleri deli eden bir koku yayar ve onların ortadan kaybolmalarına neden olur.

5. kırışıklıklara da iyi gelir (özellikle de göz civarındaki).


6. Özellikle diyet yapanlar, açlık dürtünüzü ortadan kaldırmak mı istiyorsunuz? salatalık yiyin.

7. Evinizde ayakkabı boyanız mı kalmadı? Taze kesilmiş bir salatalık ile ayakkabınızı ovalayın. İçerdiği kimyasallar ayakkabınıza hem harika görünen bir parlaklık verir hem de deriyi su geçirmez hale getirir.

8. Evinizde bir kapı, pencere ya da benzer bir şey gıcırtı mı yapıyor? Bir dilim salatalığı alıp gıcırtı yapan yerlere sürtün (tabii sürtünme yapan yerlere, menteşenin dışına değil!!) gıcırtı gidecektir.

9. Kendinizi gergin, bitkin mi hissediyorsunuz (özellikle ders çalışan öğrenciler, yeni bebek sahibi olmuş anneler ve diğer herkes) ? Bir tas kaynar suyun içine bir bütün salatalık ince dilimler halinde keserek koyun. Tası da bulunduğunuz odada uygun bir yere koyun. salatalık daki kimyasallar ve diğer besinler kaynar suyun içine girince tepki gösterirler ve suyun buharı ile birlikte bulunduğunuz odaya yayılarak nefis bir aroma yayarlar. Bu aroma sizlerin tüm gerginliğini alarak sakin kişiliğinize dönmenizi sağlayacaktır. Özellikle öğrenciler bunu denemelidir.

10. Yemek yediniz (örneğin kebap) ve ağzınızdan kötü koku yayıyorsunuz. Bir hıyar dilimini alıp dilinizle damağınıza yerleştirin ve en az 30 saniye öyle tutun. Ağzınızda kötü kokulara neden olan bakterilerin fitokimyasallar sayesinde ölmesi nedeniyle bu sorundan kurtulmuş olacaksınız. (Soğan-sarmısak kokusu konusunda bir bilgi yok. Bunu da siz deneyin ve sonucu görün.)

11. Evyelerinizi, lavabolarınızı çevreye zarar vermeyecek bir şekilde temizlemek ister misiniz? Bir dilim salatalığı alıp temizlemek istediğiniz yeri ovun. Sadece yılların birikimi lekeleri kirleri temizlemekle kalmaz, ayrıca güzel bir parlaklık verir temizlediğiniz yere. Bunun yanında elleriniz de o temizlik malzemelerin verdiği zararlardan kurtulmuş olur.

12. Kalemle yazarken bir hata yaptınız ve hatayı silmek istiyorsunuz.salatalık kabuğunu alıp yavaş ve nazikçe silmek istediğiniz yazıya sürtün. Boya kalemlerinde ve keçe kalem yazılarında da oldukça yararlı. (Bilirsiniz bazen çocuklarımız duvarlara yazılar yazar, resimler yaparlar. Onlarda da deneyebilirsiniz.)

ŞİFA Üniversitesi Dermatoloji Bölümü'nden Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa, eşlik eden diğer hastalıklar nedeniyle sedef hastalığının artık sistematik bir hastalık olarak kabul gördüğünü söyledi.

-->
Şifa Üniversitesi Gaziemir Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatma Aslı Hapa, toplumda sedef hastalığı hakkında yanlış kanılar olduğunu belirterek, uyarılarda bulundu. Yakın zamanda sedef hastalığı ile ilgili önemli araştırma merkezlerinden biri olan Dallas Baylor Research Institute'de hem klinik hem de laboratuvar düzeyinde çalışmalara katılan Doç. Dr. Hapa, sedefin toplumda kabul gördüğü gibi masum bir hastalık olmadığını söyledi. Sedefin, en sık görülen cilt hastalıklarından biri olduğuna vurgu yapan Hapa, görülme sıklığının ise yüzde 2-3'ler oranında olduğunu kaydetti. Hapa, kronik, tekrarlayan; genellikle de diz ve dirsek, bölgelerinde, saçlı deride, el içi ve ayak tabanında kızarıklıklarla, beyaz kepeklenmelerle seyreden bu hastalığın; günümüzde eşlik eden başka hastalıklar nedeniyle sistemik bir hastalık olarak kabul edildiğini ifade etti. Hapa, “Son yıllarda yapılan çalışmalar, sedef hastalığına, şeker, kalp, damar sertliği, obezite gibi hastalıkların da sıklıkla eşlik ettiğini ortaya koydu” dedi.Hapa, ayrıca sedef hastalığının kalıcı hasarlarla giden eklem tutulumu da yapabildiğini, dolayısıyla sadece estetik bir sorun değil, özellikle şiddetli ve yaygın hastalığı olan hastalarda yaşam kalitesini ve süresinin etkileyen bir durum olduğuna dikkat çekti
YAŞAM ALIŞKANLIKLARI DEĞİŞMELİSedef hastalarının eşlik eden sistemik hastalıklarla daha az karşılaşmaları için yaşam alışkanlıklarını değiştirmelerinin önemini vurgulayan Doç. Dr. Hapa, “Sedef hastaları fazla kilolarından kurtulmalı, sigara içmemeli ve spor yapmalıdırlar” dedi.
Ayrıca Sedef hastalığında stres faktörünün önemine de değinen Hapa, hastalığın alevlenmesinde, şiddetlenmesinde, stres faktörünün önemli rol oynadığını ve bu hastalarda depresyonun daha sık görüldüğünü belirti.
BİYOLOJİK AJANLARLA TEDAVİKronik ve tekrarlayan bir hastalık olsa da Sedef hastalığının günümüzde tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu belirten Doç. Dr. Hapa, eskiden deri üzerine uygulanan krem tedavilerinden farklı olarak günümüzde çok gelişmiş ilaçların bulunduğunu söyledi. Bu amaçla ‘biyolojik ajanlar' denilen yeni ilaçların da devreye girdiğini anlatan Hapa, “Sedef hastalığı kaderiniz olmasın” dedi.

Enginarın faydaları


Karaciğer ve kalbin en iyi dostu olan enginarın; vücuda dinçlik vererek dinlendirdiğini de biliyor muydunuz? İşte enginarın bilmediğiniz faydaları...


1- Enginar, beyin yorgunluğunu geçirir.
2- Kalp adalelerini kuvvetlendirerek, onu rahatsız eden üre ve kolesterolü düşürür ve kalbin rahat çalışmasını sağlar.
3- Enginar yapakları yüksek oranda besin lifi içerir. Bağırsak hareketlerini sağlar ve kabızlığı önler.
4- Demir bakımından zengin olan enginar, anemiyi önlemek için tüketilen yiyeceklerin başında yer alıyor.
5- Hazımsızlık, şişkinlik, tuvalete çıkamama gibi problemleri çözüyor.
6- Enginar yaprakları, karaciğerin toksinlerden temizlenmesini sağlar.
7- Vücuttan fazla suyun atılmasını sağlar, idrar söktürür.
8- Karaciğer ve böbrek yetmezliğine faydalıdır.
9- Sarılık, hepatit, romatizma hastalıklarının iyileşmesinde enginarın olumlu katkısı oldukça fazladır.
10- İştah açar.
11- Enginarın, afrodizyak etkisi mevcuttur.
http://www.hthayat.com/kadinca-hayat/dogal-hayat/haber/1020021-enginarin-faydalari/5
Tansiyon düşürücü, protein deposu, karaciğerin dostu, hastalıkların düşmanı... Kafkaslar'ın sağlık iksiri kefir her derde deva
Nasıl olur da bir besin hem iştahsızlığa iyi gelir hem de kilo vermeye yardımcı olur? Aşırı şişmanlamaya veya zayıflamaya karşı frenleyici görev üstlenir. Nasıl bir mucizedir ki içerdiği yüksek protein ile yüksek kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürür. Alkolün karaciğerde yarattığı tahribatı düzenlerken, eksikliği görülen vitamin minerallerin dengelenmesini sağlar. 

İÇTİKÇE GENÇLEŞİN 
Öyle bir besin düşünün ki sütten daha faydalı, yoğurttan daha kaliteli olsun. Hem tok tutsun hem kilo aldırmasın, hem de sağlık versin. Çocukluktan yaşlılığa, hamilelikten menopoza hayatımızın her evresinde hiç korkmadan tüketelim ve tükettirelim. Tükettikçe gençleşelim ve iyileşelim. Üniversite bitirme tez konum olan mucizenin adı kefir. Kafkaslar'ın gençlik sırrı, uzun ve sağlıklı yaşam iksiri olan kefir neredeyse her derde devadır. Bilinen en eski Türk içeceklerinden olan kefirin faydası saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Beyinden sonra en fazla siniri barındıran bağırsaklar, ikinci beyin gibi etki gösterir. Bağırsaklarımızda 1,5-2 kilogram bakteri ve mantar var. Sindirim sistemindeki mikroorganizmalar da faydalı ve zararlı diye iki gruba ayrılır. Faydalı mikroorganizmalara 'probiyotik mikroorganizmalar' denir. Probiyotiklerin faaliyetleri karaciğerimiz kadar önemli etkiye sahiptir ve yeterince tüketildiğinde bağırsaklardaki zararlı mikroorganizmaların bağırsak duvarına yapışma ve yayılmasını engeller. Bağırsaktaki sağlıklı mikroorganizmaların dengesinin bozulması birçok hastalığa yol açar. Doğru beslenme şekliyle sindirim kanalının sağlığı korunmalıdır. Bunun için de probiyotikleri mutlaka yeterli miktarda tüketmeliyiz. Kefir, en etkili probiyotik bakteri içeren besindir ve içindeki yararlı bakteriler bağırsak sisteminin güçlenmesinde mucizevi bir etki gösterir. Bağırsaktaki yararlı bakteri ve mantarların sağlıklı şekilde çoğalabilmesini ve yararlı olabilmesini sağlar. Sağlıklı bir bağırsak sistemi birçok hastalıktan korur. Örneğin, kefir gibi probiyotik açıdan zengin besinler kabızlığa karşı müshil gibi etki gösterir. Besinlerin ritmik olarak atılması da zehrin birikmesini önler. Ülkemizde Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nün kurucusu olan Prof. Dr. Ayşe Baysal biz öğrencilerine, hiçbir gıdanın hastalıkların tedavisinde mucize gerçekleştiremeyeceğini ancak şalgam suyu, boza, kefir, süt, ayran gibi içeceklerin bebeklik çağından itibaren tüketilmesinin, birçok hastalıktan korunma açısından önemli olduğunu anlatırdı. 

DÜZENLİ İÇMENİN BİRÇOK FAYDASI VAR

 Sinir sistemi üzerindeki sakinleştirici etkisi uyku bozuklukları, depresyon ve hiperaktivite rahatsızlıklarıyla mücadelede rol oynar. 
 Zekanın gelişimine etki eder. Zihinsel dinginlik sağlar. 
 Başta üreme hormonları östrojen, progesteron, testosteron olmak üzere kortizon, insülin, tiroit, serotonin (mutluluk hormonu) ve adrenal hormonların üzerine olumlu etkiler yapar. 
 Başta yoğurt ve kefir olmak üzere doğal birçok besinde bulunan probiyotik bakteriler, bağışıklık sistemini güçlendirir. 
 Sindirim sistemini mükemmel şekilde düzenler. 
 Sindirim sistemindeki yararlı bakterilerin sayısını artırır. Bu sayı ne kadar fazlalaşırsa bağışıklık sistemi o kadar güçleniyor, bağırsakta vitamin üretimi artıyor, zararlı maddelerin kan dolaşımına geçme ihtimali azalır. 
 Sağlıklı diyet için önemlidir, kilo almayı önler. 
 Kronik yorgunluk sendromuna ve halsizliğe karşı olumlu etkileri vardır. 
 Tümör oluşumunu engeller ya da var olanın ilerlemesini azaltır. Araştırmalara göre kefir, kanser riskini yüzde 55 oranında azaltıyor. İlaçlarla beraber kullanımda ise bu rakam yüzde 70'e çıkıyor. 
 Kemoterapi gören meme kanserli hastalarda, kefirin kemoterapinin yan etkilerini azaltma durumu incelenmiş ve bulantı, ishal, kusma ve ağrı gibi bulgularda azalma görülmüştür. 
 Bileşimindeki mucize mineral selenyum, hücreler üzerinde antioksidatif etki gösterir. Kansere karşı çok önemli bir faktör olarak değerlendirilen selenyum, kalp hastalıklarını da önleyerek, yaşlanmayı yavaşlatır. 
 Metabolizmanın sürekli yenilenmesini sağlar. 
 Mide ve pankreas gibi bazı organların salgılarını artırarak, başta ülser olmak üzere sindirim rahatsızlıklarını iyileştirir. 
KAYNAK:sabah.com.tr/Cumartesi/2014/03/01/mucizenin-adi-kefir