Hamileliğin son aylarında anneleri bol bol balık tüketen bebekler, diğerlerinden daha iyi gelişiyor.

Bilim adamlarının yaptığı bir araştırma, balığın ceninin büyümesini sağladığını gösterdi… Araştırma ekibi, balığın içindeki Omega 3 yağ asitlerinin kanı daha akışkan hale getirdiğini, rahimdeki kan dolaşımının böylece hızlandığını, bunun da bebeklerin gelişmesine olumlu katkı yaptığını söylüyor.

Haftada 2 öğün balık
Bu nedenle anne adaylarının haftada 2 öğün balık yemelerini öneren uzmanlar, normal kilonun altında doğan bebeklerin 40 yaşından sonra kalp ve tansiyon gibi hastalıklarla karşılaşma riskinin daha yüksek olduğunu hatırlatıyor.

12 bin kadın üzerinde yapılan araştırmaya göre hamileliğin son aylarında bol bol balık tüketen kadınların bebekleri, diğerlerinden daha uzun boylu ve kilolu olarak doğuyor. Hamileliğin son aylarında anneleri bol bol balık tüketen bebekler, diğerlerinden daha iyi gelişiyor. Britanya’da Bristol Üniversitesi’nde görevli bilim adamlarının 12 bin kadın üzerinde yaptıkları araştırma, balığın ceninleri büyüttüğünü gösterdi.

Uzmanlar, kadınlardan gebeliğin 32. haftasından itibaren ne kadar balık tükettiklerini kaydetmelerini istedi. Bu kayıtlardan yola çıkılarak kadınların, sağlığı olumlu etkileyen Omega 3 yağ asidi tüketimleri hesaplandı. Bilim adamları, çok balık tüketen kadınların bebeklerinin az balık tüketen kadınlara oranla daha büyük olduklarını, balığın ceninin büyümesi üzerinde olumlu etki yaptığı gözlendi.

Olumlu katkı için
Normalde 10 bebekten biri küçük doğuyor, ancak balık tüketmeyen kadınlarda bu sayı sekizde bire çıkıyor. Araştırma ekibinin başkanı Dr. Imogen Roberts, balığın içindeki Omega 3 yağ asitlerinin kanı daha akışkan hale getirdiğini, rahimdeki kan dolaşımının böylece hızlandığını, bunun da bebeklerin gelişmesine olumlu katkı yaptığını söylüyor.

Bu nedenle gebe kadınların haftada iki öğün balık yemelerini salık veren Dr. Roberts’a göre, doğum sırasında normal kilonun altında olan bebeklerin 40 yaşından sonra kalp, yüksek tansiyon ve diyabet gibi hastalıklarla karşılaşma riski daha yüksek.

Balığın, hamilelik süresini uzatmadığına dikkat çeken uzmanlar, doğrudan alınan balık yağının ise hamilelik süresini uzattığını, ancak kilo ve boyu etkilemediğini belirtti. Ancak gebelerin, yüksek miktarda civa içeren kılıç balığı, köpek balığı ve ton balığından uzak durmaları gerekiyor. Kaynak:www.kadincakulup.com/
Bebek Hangi Ayda Hangi Gıdaları Yiyebilir?


6 – 7 ay: Bebeğin kaşığa alıştırılma zamanıdır. Dudak ve dilini kullanmayı, yutmayı öğrenir. Yumuşak, ezme kıvamındaki sıvı besinleri tüketebilir. Meyve suyu, yoğurt, devam maması / sütü, meyve veya sebze püreleri, pirinç, tahıl içeren çorbalar, sebze çorbası ve ¼ oranında yumurta sarısı, pekmez gibi. 7. aydan itibaren kıyma eklenebilir. Şeker, bal, reçel basit karbonhidrat içerir, boş enerji kaynağıdır. Pekmez ise; demir, potasyum ve kalsiyum içerir. 

7 – 8 ay: Bu dönemde bebek kaşığa alışmıştır. Çiğneme hareketleri başlar, bardaktan içebilir. Yeni lezzet ve yapıda besinler beslenmeye eklenebilir. Pütürlü kıvamdaki besinler, ezilmiş tavuk, balık eti, tahıl – kurubaklagil ezmeleri, bisküvi, bitkisel yağlar, gibi.
8 – 12 ay: Bebek çiğnemeyi öğrenmiştir. Dilini hareket ettirerek lokmayı ağzında döndürebilir. Ufak besin parçalarını eline alabilir, ağzına götürebilir. İyi ezilmiş kıymalı ve sebzeli ev yemekleri, tam yumurta, pastörize peynir, makarna, ekmek gibi besinleri rahatlıkla tüketebilir.
12 – 18 ay: Bu dönemde bebek artık kendi kendine bakabilir, beslenebilir. Kolay çiğnenebilen her türlü yiyeceği tüketebilir. Süt içebilir. 1 yaşından itibaren çocuğun kendi kendine yemek yemesi kendine olan güveninin gelişmesi bakımından da büyük önem taşır.

Sağlıklı Çocuklar İçin Annelere Öneriler

• Doğru zamanda doğru besinleri bebeğin beslenmesine eklemek ileriki dönemde yaşanacak beslenme problemlerini ve beslenme yetersizliklerini ortadan kaldırır. 
• 1 yaşından itibaren bebeğiniz her şeyi yiyebilir. Bu dönemde bebeğinizin yeterli ve dengeli beslenmesi için dört temel besin gurubundan (et-yumurta-kurubaklagil gurubu, süt ve süt ürünleri grubu, sebze-meyve gurubu, ekmek ve tahıl grubu) ihtiyacı olan miktarlarda tüketmesini sağlayın. 
• Anne sütünden sonra en iyi protein kaynağı yumurtadır. Kahvaltıda haşlama, omlet ve domates, biber gibi sebzelerle pişirerek menemen şeklinde tüketilebilir. Çocuğunuzun her gün mutlaka 1 tam yumurta tüketmesine dikkat edin.
• Süt, kalsiyumun en iyi kaynaklarından biridir. Çocuğunuzun kemik ve diş yapımı, gelişimi ve sağlığın korunması için için günde 1 – 2 bardak süt içmelidir.
• Sütteki kalsiyumun kemiklere yerleşmesi için D vitaminine ihtiyaç vardır. D vitaminini besinlerden almak mümkün değil. Sadece güneşle sentezlenir. Bu nedenle, bol güneşi bulduğumuz bu aylarda çocuğunuzu uygun saatlerde mutlaka güneşten yararlandırın.
• Bu yaşlarda kanın miktarı hızla artar. İlk bir yaşta bebeğin temel besini süt olduğu için sütteki demir kan yapımı için yeterli değildir. Bu nedenle çocuğa demirden zengin kırmızı et, yumurta, koyu yeşil yapraklı sebzeler, pekmez gibi besinler verilmelidir.
• Besinlerdeki demirin vücuttaki yararlılığını arttırmak için C vitamininden zengin besinlerle beraber tüketilmelidir.
• C vitamini turunçgiller ve diğer meyveler, yeşil yapraklı sebzeler (brokoli, semizotu gibi), yeşil biber, domates ve kuşburnunda bulunur. 
• Günde 2-3 porsiyon meyve ve 4-6 kaşık pişmiş sebze yemeği tüketilmesi günlük C vitamini ihtiyacını ve yeterli posa alımını sağlar. Bu sayede kabızlığı önler ve bağışıklık sisteminin güçlenmesine etki eder.
• Çocuğunuzun beslenmesinde besin çeşitliliğini arttırın. Farklı türdeki yiyecek ve sebze-meyvelerin tüketimi değişik vitamin ve minerallerin alınmasına yardımcı olur. 
• Vitamin ve mineraller meyve ve sebzelerin kabuğa yakın iç kısımlarında bulunur. Bu nedenle 1 yaşından sonra meyve suyu yerine yiyebiliyorsa meyvenin kendisini, kabuğunu çok ince soyup yedirmeye alıştırın.
• Su, besinlerin sindirimi, hücrelere taşınması, emilimi ve zararlı maddelerin vücuttan uzaklaştırılması için gereklidir. Çocuk aldığı her bir kalori için 1.5-2.0mililitre sıvı almalıdır.
• 1 – 3 yaş arasındaki çocukların günlük alması gereken enerji miktarı kilo başına 100 kcal’dir. Günde ortalama 1000 – 1300 kalorili enerji ihtiyacını karşılar. Bu da günlük 1 – 1.2 lt sıvı demektir. Sıvı ihtiyacının bir kısmı süt, meyve suyu, ayran gibi içeceklerden de karşılanabilir.
• Normal şartlarda dışarıdan tuz almaya gerek yoktur. Besinlerde zaten tuz bulunmaktadır. Bir yaşına kadar bebeğinizin yemeklerine tuz koymayın. Sonraki yaşlarda çok az tuzla yemeklerinizi hazırlayabilirsiniz.
• Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için bir yaşından sonra kullanacaksanız mutlaka iyotlu tuz kullanın.
• Omega – 3 yağ asitleri çocukların beyin ve zihinsel gelişimi, göz sağlığı ve görme fonksiyonları için oldukça önemlidir. Çocuğunuza Omega – 3’ten zengin balık, ceviz, semizotu gibi besinler vermeyi ihmal etmeyin.
• Son bilimsel yayınlarda yeterli Omega- 3 alımının duygusal dengesizlik, düzenli çalışma bozukluğu, dikkat eksikliği, konsantrasyon zayıflığı ve öğrenme güçlüğü gibi durumlarda olumlu etkileri görüldüğü belirtilmektedir. 
• Bebeğinize yemek pişirirken buharda, haşlama ve fırında pişirme yöntemini tercih edin. Sebze ve meyvelerdeki birçok vitamin ve mineral suda eriyen türdedir. Bu nedenle yemeklerinize 1 çay bardağından fazla su eklemeyin.
• Bebeğe yemek pişirirken düdüklü tencere kullanmak en sağlıklı yöntemlerden biridir.
• Bebeğiniz için günlük yemek pişirin. Pişirdiğiniz yemeği bir kereden fazla ısıtmayın.
• Salam, sosis, sucuk gibi şarküteri ürünleri bebeğinizin beslenmesinde kullanmayın.
• Konserve yerine mevsimindeki sebze ve meyveleri tüketmeyi tercih edin.
• Çocuklarınıza hamburger, patates cipsi gibi besleyici değeri olmayan, yağlı gıdalar vermeyin.
kaynak:bebektv.blogspot.com.tr/




Çocuklarda davranış bozukluklarının pek çok nedeni var. Anne-babayı yeteri kadar görememek, ilgilenmemek, zorla bir şeyler yaptırmaya çalışmak gibi.
Psikolog Ramazan Boyacı çocuğunuzun davranış bozukluklarını engelleyebileceğiniz tüyolar olduğunu belirtiyor.
1-Çocuğunuzun dünyasına girin, onu dinleyin. Onun duygularını keşfetmeye çalışın.
2-Hoş görülü ve kararlı olun.
3-Neden soruları yerine, ne, nasıl sorularını sorun. Kendi çözüm yollarını üretmelerine, düşünce güçlerini geliştirmelerine yardımcı olun.
4-Çocuğunuzun kelimeleri arasındaki duygularına kulak verin.
5-Tutarlı olun. Aile olarak kendinize özgü, açık olarak belirlenmiş, süreklilik gösteren kuralları belirleyin. Gerektiğinde hayır demesini bilin.
6-Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın. Çocuğunuza özel olduğunu gösterin.
7-Sorun meydana getiren davranışların kaynağını bulun.
8-Hatalarını yüzüne vurmak yerine onlara yakınlık gösterin.
9-Karşılıksız sevin ve sevginizi hal ve hareketlerinizle gösterdiğiniz gibi dilinizle de söyleyin.
10-Çocuklarınızı evinizdeki problemlerde çözüm üretme sürecine katılmalarını sağlayın.
KAYNAK SÖZCÜ
--> --> Sağlıklı bir anne-çocuk ilişkisinin temeli, annenin ruh sağlığı ve çocuğa karşı davranışlarına bağlıdır. Hamilelik sürecinde başlayan anne-bebek ilişkisi, doğumdan sonra fiziksel temas ve beslenme yoluyla daha da gelişerek ömür boyu sürecek bir iletişim haline gelir.
Bir çocuğun ilk seveceği ve iletişim kuracağı kişi annesidir. Annenin çocuğunu beslemesi, ilgilenmesi ve onu hayata hazırlaması çocukta sevgi ve güven duygusunu oluşturuyor. Çocuk yetişkin olduğunda bu iki temel duygu aracılığıyla ilişkilerine yön veriyor ve hayatı yorumlarken ilk olarak anneyi örnek alıyor.
Özgüveni artar
Annenin kokusu, vücut ısısı, sesi ve bakışları çocukla aralarındaki bağı güçlendirir. Bu duygulardan yoksun büyüyen çocuk, bir yetişkin olduğunda çeşitli ruhsal sorunlarla karşılaşabilir. Özellikle 0–3 yaş arası anne-bebek ilişkisi, çocuğun ruhsal hayatının ve özgüven duygusunun temelini oluşturur.
Çocuğun anadilini keşfetmesi, yaşadığı dünyayı anlamlandırması ve davranışlarını kontrol etmesi anneyi “taklit” yöntemiyle gelişiyor ve soyut ve somut kavramlar yine anneden öğreniliyor.
Her çocuk biyolojik ve genetik yapısı, zeka, duygusal ve sosyal gelişimi açısından başkalarından, hatta öz kardeşlerinden bile farklıdır. Bu nedenle çocuk yetiştirmenin en önemli noktası, her çocuğa farklı tutumlarla yaklaşabilmek ve içinde bulunulan şartlara göre hareket etmektir. Özellikle ilk 18 ay içindeki eğitim biçimi, çocuğu yetiştirme şekli ve onunla kurulan duygusal etkileşimin çocukta güven veya güvensizlik duygularını oluşturuyor.
Bunlara dikkat!
Bebeklik döneminde anneye bağımlı olan çocuk, 4–5 yaşlarından itibaren “birey” olmayı keşfeder ve bu dönemde annenin davranışlarının da değişmesi kaçınılmazdır.
Bu sancılı dönemde ilişkinin sağlıklı devam etmesini sağlamak için annelerin yapması gerekenler;
Dinleyin ve cevapsız bırakmayın: Dünyaya gözünü açar açmaz size güvenen çocuğunuzun anlattıklarını sabırla dinleyin ve sorularını kesinlikle cevapsız bırakmayın.
Saygı sınırını netleştirin: Çocuğunuzun odasına girerken kapıyı çalmanız, onun da aynı şekilde davranması konusunda size söz hakkı sağlar. Böyle küçük detaylara dikkat ederek çocuğunuzun özel hayata saygı kavramını geliştirebilirsiniz.
Yumuşak ama kararlı bir anne olun: Çocuğunuz “hayır” dediğinizde sinir krizleri geçiriyorsa sakin, yumuşak ama kararlı bir biçimde ona açıklama yapın.
Baba ile iletişimine dikkat!:
Evet, onu 9 ay karnınızda siz taşıdınız ve doğumundan itibaren onunla siz ilgilendiniz. Ama çocuğunuzun gelişiminde “baba” kavramının çok önemli bir nokta olduğunu ve baba-çocuk ilişkisine zaman ve zemin yaratmanın da yine sizin göreviniz olduğunu unutmayın.
Mutsuz evlilik daha zararlı
Anne-çocuk ilişkisine zarar verebilecek en önemli durum, çocuğun mutsuz bir evlilik içinde, plansız gebelik sonucu dünyaya gelmiş olması. Bu durumda savunmasız bir şekilde hayata gözlerini açan bebek, bir süre sonra annesi tarafından kabul edilse dahi babanın tutumları hem anneyi hem de bebeği olumsuz etkiler.


Acıbadem Ankara Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Serkan Duyuler gebeler için kalp hastalıkları anne ve bebek için risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek gebe kalmadan önce kalp hastalıklarının farkında olmak ve gerekli önlemleri almanın, büyük önem taşıdığını açıkladı.
Kardiyoloji Uzmanı Dr. Duyuler, kalp hastalıklarının gebelik üzerindeki etkisi ve gebeliği riskli hale getiren sorunlar hakkında merak edilenlerle ilgili bilgi verdi.
Dr. Duyuler, gebelerdeki kalp hastalıklarının anne ve bebek için risk faktörlerinden biri olduğunu belirterek “ Daha öncesinde bilinen kalp hastalığı olmayan kadınların yaklaşık yüzde 4’ ünde gebelik esnasında kalp hastalığı ile karşılaşılabilmektedir. Gebelik esnasında dolaşım sisteminde oluşan belirgin değişiklikler özellikle kalp hastalığı varlığında istenmeyen sonuçlara neden olabilmektedir” dedi.
GEBELİK ESNASINDA KALBİMİZDE NE GİBİ DEĞİŞİKLİLER OLUYOR?
Gebelikte vücudun artan ihtiyaçları karşılamak için çeşitli değişiklikler yaptığına dikkat çeken Dr. Duyuler, “ Kalp hızı istirahatte dahi artar. Bu durum kendini çarpıntı olarak gösterebilir. Kan hacmi artarken göreceli bir kansızlık oluşabilir. Kan basıncında hafif düşüş gözlenebilir. Özellikle sırt üstü yatınca bebeğin karın içi damarlara baskı yapmasıyla bu durum daha belirgin olabilir. Vücudun su tutmasına bağlı olarak bir miktar ödem olabilir. Hafif halsizlik, çabuk yorulma, nefes darlığı gözlenebilir” ifadesini kullandı.
NE GİBİ DURUMLAR ANORMAL OLARAK KABUL EDİLİYOR?
Dr. Duyuler, göğüs ağrısı, istirahatte nefes darlığı, gece uykudan uyandıran nefes darlığı, uzun süren ataklar şeklinde olan çarpıntılar ve yüksek tansiyonun her zaman değerlendirmesi gerektiğini ifade ederek bunların yanı sıra doktor muayenesinde anormal sayılacak üfürümlerin olması ve anne adayında siyanoz denilen özellikle dil ve dudaklardaki morarmanın da kalp hastalığı bulgusu olabileceğini kaydetti.
GEBELERDE SIK KARŞILAŞILAN KALP HASTALIKLARI NELERDİR?
Dr. Duyuler, gebelikte sık karşılaşan kalp hastalıklarını ise şöyle sıraladı:
“Doğuştan gelen kalp hastalıkları ve romatizmal kapak hastalıkları sıklıkla karşılaştığımız durumlardır. Ancak kardiyomiyopatiler yani kalp kası hastalıkları da sık rastlanmasa da kalp yetmezliği ile sonuçlanması açısından büyük önem taşıyor. Bu hastaların yarısında kalp yetmezliği iyileşebilirken yarısında kalıcı olabiliyor. Hipertansiyon gebelerin yaklaşık onda birini etkileyen önemli bir sorun.”
GEBELİĞİN YASAK OLDUĞU KALP HASTALIKLARI VAR MI?
Günümüzde birçok kalp hastasının yakın takiple sorunsuz veya çok az sorunla gebeliklerini tamamlayabildiğine dikkat çeken Dr. Duyuler, şunları dedi:
“ Ancak yine de ciddi kalp yetmezliği varlığı, düzeltilmemiş doğuştan gelen kalp hastalığı olanlar, ciddi akciğer basınçlarında yükseklik, ciddi kalp kapak darlığı ve aort damar genişlemesi olanlarda gebelik önerilmemektedir. Bu hastaların gebe kalmadan önce doktorlarına danışmalarında ve hastalıklarının ciddiyetinin değerlendirilmesinde büyük fayda vardır. Ayrıca bu değerlendirme ile doğumun hangi yöntemle daha sorunsuz geçeceğine de karar verilebiliyor.”
DEĞERLENDİRME NASIL YAPILIYOR?
Dr. Duyuler, hastanın ayrıntılı bir fizik muayenesinden sonra ihtiyaç duyulması halinde ekg ve ekokardiyografi gibi tetkiklerle bu hastalıkların değerlendirmesinin yapılabildiğini ifade ederek şunu dedi:
”Sık karşılaştığımız bir soru da bu tetkikin radyasyon yayıp yaymadığıdır. Ekokardiyografi ultrasonografiye benzer bir tetkik ve genel olarak güvenli kabul edilmektedir.”
KAYNAK:habervitrini.com/saglik/anne-adaylari-bu-riske-dikkat-761576/
Sonuçları European Heart Journal dergisinde yayımlanan araştırma çocuk yaşta sigara dumanına maruz kalanların atar damarlarının aldığı hasarın bu kişilerin ilerleyen yaşlarda kalp krizi ve felç geçirme olasılığını arttığını  ortaya koydu. 
Pasif içiciliğin, çocukların damar duvarlarını kalınlaştırdığı, 3 ile 18 yaş arasındaki 2 binden fazla çocuk üzerinde yapılan araştırmada, hasarın her  iki ebeveynin de çocuklarının yanında sigara içmesi durumunda gözlendiği  kaydedildi.

Geri dönülmez hasarlara neden olabilir

Avustralya ve Finlandiya'da yapılan araştırmanın, pasif içiciliğin, çocukların atardamarlarına geri dönülmez hasar verebileceğini göstermesi  açısından önemli olduğu belirtilirken, hasarın çocuklara yapılan ultrason  taramalarında görüldüğü ifade edildi. 
Ultrason taramaları, anne ve babasının sigara dumanına maruz kalan  çocukların ana atar damar duvarında değişimleri ortaya koydu. Çocuklukta şahdamarın iç zarında az da olsa kalınlaşma gözlenirken, yaklaşık 20 yıl sonra  sözkonusu çocuklar yetişkinliğe adım attıklarında bu kalınlaşmanın belirginleştiği bildirildi.